Arşiv | Şubat, 2011

>Pardus 2011′i Usb Belleğinizden Kurun

19 Şub

>

Pardus 2011 kurmak için uzun zaman uğraştım ve sonunda kurdum. Pardus 1.1 sürümünden beri Pardus kuruyorum. Pardus 2011 sürümüne kadar hiç zorlanmadan kurmuştum. Pardus 2011 sürümü kurulum olarak biraz karmaşık geldi. Belki Netbook’a kurduğum için zorlanmış olabilirim ondan da emin değilim. Bu yazıyı yazmaktaki amacım farklı bir kurulum önerisinde bulunmak. 
İnternetten 64 Bitlik sürümü indirdim ve DVD’ye yazmaya çalıştım. En az 6 tane DVD yazdım ama bilgisayar yeniden başladığında kurulum yapmayı başaramadım. Bios’tan tüm ayarları doğru biçimde yaptım. Hatta Bios ayarlarını yapamadım mı diye orjinal Windows 7 DVD’sini taktım. Ayarlar doğru. Farklı hızlarda DVD yazdırdım ama sonuç olumsuz. Bu arada tekrar Pardus 1.1 sürümünden beri cd yazıp kurulum yaptığımı hatırlatayım.

Aklıma sonra USB ile kurulum yapmak geldi. Daha önceden bilgisayarım eski olduğu için USB’den kurulum özelliğini desteklemiyordu. Bu yüzden daha önce USB’den kurulum yapmak aklıma gelmemişti. İndirdiğim ISO dosyasını sanal sürücüyle açıp içindekileri USB’ye kopyaladım ama böyle yapınca emin olun işe yaramıyor. USB’den kurulum yapmak için yapmanız gereken birkaç şey var.

USB’den kurulum için;

  • İlk önce elimizde bir kurulum dosyası (ISO dosyası) olması gerekiyor
  • Daha sonra Win 32 Disk Imager yazılımını indiriyoruz.
  • Elimizdeki Iso dosyasının formatını img dosyasına çevirmemiz gerekiyor
  • Ultraiso isimli programla Iso dosyasını img formatına çevirebiliriz
  • Daha sonra en az 2 GB kapasiteli bir USB belleği bilgisayara takıyoruz
  • Win32 Disk Imager programı ile .img uzantılı dosyamızı bulup USB belleğimize yazdırıyoruz

  Bilgisayarınız USB’den kurulumu destekliyorsa DVD yazmakla hiç uğraşmayın derim. Boşu boşuna DVD harcamaya gerek yok…

>Yurdum İnsanının Nokia Takıntısı

13 Şub

>

             Türk milletinin Nokia telefon kullanma merakı beni öldürecek kardeşim. Sanki bu piyasada başka telefon yokmuş gibi herkesin elinde Nokia telefonlar var. Bir araştırma yapsalar insanlara sorsalar “Piyasadaki en iyi telefon markası hangisi” diye eminim çok büyük bir çoğunluk Nokia diyecektir.
            
          Yıllardan beri pazar lideri durumunda olan Nokia bu durumdan tabiki memnundur ama ben değilim. İnsanlardaki Nokia aşkını anlamakta güçlük çekiyorum. Adeta bir marka takıntısı oluşmuş insanlarda. Cep telefonu alırken illa ki Nokia’nın modelleri inceleniyor. 
Stephen Elop
           
Nokia’nın CEO’su Stephan Elop amcamız demiş ki : “Yanıyoruz !” Adam açıklamasında Nokia’nın çok zor günler geçirdiğini, 2007′de üretilen Apple iPhone’a rakip bir telefon hala üretemediklerini , Android’in işletim sistemi liderliğini Nokia’nın Symbianının elinden aldığını söyledi. Durum böyleyken hala Nokia’yı Dünyanın en büyük ve en iyi telefon üreticisi ilan eden insanların aklına şaşırıyorum.
Bu yazıyı yazarken de şu yanlış anlaşılmasın. Ben kimse Nokia kullanmasın kardeşim demiyorum. Sadece biraz gerçekçi olun diyorum. Bir Sony Ericsson marka telefonla aynı özellikte olan ve hatta daha az özelliği bulunan bir Nokia modeline daha fazla para vermeyin. Dünya sadece Nokia’dan ibaret değil. Bu piyasada Sony Ericsson gibi Samsung gibi güçlü oyuncular da var. 

Symbian işletim sistemini öve öve bitiremeyen Nokia fanatikleri de şu anda hayal kırklığı yaşıyorlardır. Çünkü Nokia artık Symbian işletim sistemiyle yola devam etmeyecek gibi görünüyor. Microsoft ile anlaşıp Windows Mobile işletim sistemli telefon yapacaklar. Demek ki Symbian da öyle ahım şahım birşey değilmiş.
Her sene insanların cep telefonu değiştirdiği bu toplumda, cep telefonu sektörünün içerisinde olan bir operatörde çalışan bir bayanın Amerika’nın en bilindik PDA markalarından biri olan ve Türkiye’de de son yıllarda iyi bir satış grafiği yakalayan bir telefon markasına (HTC’den bahsediyorum) “Bu telefon çin malı mı?” demesi beni bu yazıyı yazmaya iten en büyük nedendir. Ne Nokia’ya ne de başka bir markaya garezim var. Sadece biraz gözünüzü açın ve etrafınıza bakın. Bu piyasada sadece Nokia yok !!!

>2010 Yılının Ardından

13 Şub

>

         Bir yılı daha ardımızda bırakarak 2011 yılına girdik. Bu yazı genellikle Ocak ayının başında yazılır ama ben daha yeni fırsat bulabildiğim için anca yazabiliyorum. Şubat ayının ortası da pek geç sayılmaz hani. 
         
       Blogger kullanmaya başlayışımın 6. yıldönümünde şöyle bir 2010 yılına ve geçmişe bakayım dedim. Malum uzun zamandır yazı yazmıyorum ve geçen bu süre zarfı içerisinde yaşanan çok olay var. Öncelikle 2010 yılının kendi açımdan en akılda kalan olaylarıyla başlayalım. Pek kronolojik gitmek de istemiyorum sıkıcı bir yazı olmaması açısından ama Ocak ayı ile başlayalım. Ocak ayında alan adı değişikliğine gittik. Yeni bir alan adı bulmak emin olun en zor işlerin başında gelir. Şu ana dek dört tane alan adı değiştirmiş bir insan olarak söyleyebilirim ki işin en lanet kısmıdır. Alan adı bir kere akılda kalmalıdır. Çabuk ezberlenmelidir ki ziyaretçiler bir daha siteye girebilsinler. Ben genellikle böyle alan adlarını şu ana kadar kullanmadım. Belki de en büyük kayıplarımdan biri bu oldu. Ayrıca bu alan adı değişik ve yaratıcı olmalıdır. İşin en can sıkıcı kısmı ise kullanımda olmamalıdır. Zamanında kaç tane alan adını sırf benden önce birisi aldığı için kullanamadım Allah bilir. Bu arada serdaryavuz.com da uzun zamandır kullanımda. Bu yüzden bu alan adıyla ilgili hayallerim tamamen bitti. Ayrıca aldığınız alan adı kısa olmalı. Emin olun “bubenimalanadimcokguzelolmusdegilmi.com” tarzı uzun alanadlarını kullanmak istemezsiniz. Ayrıca ileride bir gün mobil cihazlar için bir site yapmaya karar verirseniz bu sizin için eksi olacaktır.  

           Daha sonra Ocak ayında çalışmakta olduğum şirketten istifa ettim. Daha önceki yazılarımdan birine denk geldiyseniz bilirsiniz. Diasa isimli süpermarkette çalışıyordum. İstifam sırasında beni en çok sevindiren ve onura eden şey istifa etmemem için yöneticilerin benimle konuşmasıydı. Benden istifa etmememi rica ettiler. Bende onlara daha büyük hedeflerim olduğunu ve yapmak istediğim iş için istifa ettiğimi söyledim. Onlar da bana teşekkür edip kapılarının bana her zaman açık olduğunu ve referans olarak kendilerini verebileceğimi söylediler. Bir işyerinden ayrılabileceğim en güzel bir biçimde ayrılmış oldum.
            Şubat ayının başında Antalya’ya gittim. Eğitim Şubat 15′den Nisan ayının ilk haftasına kadar devam etti. Nisan ayında bir haftalığına İzmir’e geri döndüm. Bir hafta sonrasında Antalya Belek’teki Robinson club Nobilis’e gittim. Nisan Ayından Kasım ayına kadar koca bir sezon çalıştım. Sezonda bir sürü şey yaşandı ama tek tek yazasım yok uzun hikaye :) Genel anlamda güzel bir sezon geçirdim. 
          Kasım ayında İzmir’e geri döndüm. Önümde bir aylık tatilim ve ailemle berbaber geçireceğim son bayram bulunuyordu. Ailemle son bayramı geçirdim. Bayram sonunda İstanbul’a kuzenimin yanına gittim. Bir haftalık istanbul tatilimi Fenerbahçe maçıyla süsledim. Fenerbahçe’nin Buca ile oynadığı lig maçında ben de sahdaydım. Fenerbahçe’nin 3000. golünü çıplak gözle görmüş oldum. İstanbul tatilim sırasında iki kere İzmit’e geçerek arkadaşlarımla buluştum. Kocaeli gerçekten değişmiş. 
       Aralık ayından Şubat ayına kadar eğitim için Antalya’ya döndüm. Antalya Kemer’de eğitimimi tamamladım ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın vermiş olduğu Aşçılık Sertifikasını almaya hak kazandım. Sonuçta 2010 yılı hayatımı değiştiren köklü kararları aldığım bir yıl oldu.
           Sezonda kazandığım paraları da borçlarımı ödemek için kullandığımı düşünürsek maddi bakımdan da iyi bir yıl geçirdiğimi söyleyebilirim. Yıl içerisinde Acer Timeline Laptop , Windows 7 home Premium , Htc Touch2 gibi elektronik eşyalara harcadığım paralar dikkat çekiyor. Normal olarak :) ) Yani teknolojiye harcadığım miktarlarda değişen birşey yok :) )
          Geyik Muhabbetini biraz olsun toparlamak gerekirse, 2010 yılı Antalya’da geçirdiğim bir yıl olarak görünüyor. Alanya’dan Kemer’e kadar Antalya’nın çoğu yerini dolaştığım bir yıl. Doğru düzgün buraya yazamamamın da sebeplerinden biri Antalya. Sezon içerisinde o kadar yoğun çalışıyoruz ki kafamızı kaldırıp birşeyler karalayamıyoruz. Sonuçta bir yılı daha geride bıraktık ve önümüze bakıyoruz. Bu sene bize neler gösterecek hep beraber göreceğiz….
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.