Arşiv | Kişisel RSS feed for this section

>2010 Yılının Ardından

13 Şub

>

         Bir yılı daha ardımızda bırakarak 2011 yılına girdik. Bu yazı genellikle Ocak ayının başında yazılır ama ben daha yeni fırsat bulabildiğim için anca yazabiliyorum. Şubat ayının ortası da pek geç sayılmaz hani. 
         
       Blogger kullanmaya başlayışımın 6. yıldönümünde şöyle bir 2010 yılına ve geçmişe bakayım dedim. Malum uzun zamandır yazı yazmıyorum ve geçen bu süre zarfı içerisinde yaşanan çok olay var. Öncelikle 2010 yılının kendi açımdan en akılda kalan olaylarıyla başlayalım. Pek kronolojik gitmek de istemiyorum sıkıcı bir yazı olmaması açısından ama Ocak ayı ile başlayalım. Ocak ayında alan adı değişikliğine gittik. Yeni bir alan adı bulmak emin olun en zor işlerin başında gelir. Şu ana dek dört tane alan adı değiştirmiş bir insan olarak söyleyebilirim ki işin en lanet kısmıdır. Alan adı bir kere akılda kalmalıdır. Çabuk ezberlenmelidir ki ziyaretçiler bir daha siteye girebilsinler. Ben genellikle böyle alan adlarını şu ana kadar kullanmadım. Belki de en büyük kayıplarımdan biri bu oldu. Ayrıca bu alan adı değişik ve yaratıcı olmalıdır. İşin en can sıkıcı kısmı ise kullanımda olmamalıdır. Zamanında kaç tane alan adını sırf benden önce birisi aldığı için kullanamadım Allah bilir. Bu arada serdaryavuz.com da uzun zamandır kullanımda. Bu yüzden bu alan adıyla ilgili hayallerim tamamen bitti. Ayrıca aldığınız alan adı kısa olmalı. Emin olun “bubenimalanadimcokguzelolmusdegilmi.com” tarzı uzun alanadlarını kullanmak istemezsiniz. Ayrıca ileride bir gün mobil cihazlar için bir site yapmaya karar verirseniz bu sizin için eksi olacaktır.  

           Daha sonra Ocak ayında çalışmakta olduğum şirketten istifa ettim. Daha önceki yazılarımdan birine denk geldiyseniz bilirsiniz. Diasa isimli süpermarkette çalışıyordum. İstifam sırasında beni en çok sevindiren ve onura eden şey istifa etmemem için yöneticilerin benimle konuşmasıydı. Benden istifa etmememi rica ettiler. Bende onlara daha büyük hedeflerim olduğunu ve yapmak istediğim iş için istifa ettiğimi söyledim. Onlar da bana teşekkür edip kapılarının bana her zaman açık olduğunu ve referans olarak kendilerini verebileceğimi söylediler. Bir işyerinden ayrılabileceğim en güzel bir biçimde ayrılmış oldum.
            Şubat ayının başında Antalya’ya gittim. Eğitim Şubat 15′den Nisan ayının ilk haftasına kadar devam etti. Nisan ayında bir haftalığına İzmir’e geri döndüm. Bir hafta sonrasında Antalya Belek’teki Robinson club Nobilis’e gittim. Nisan Ayından Kasım ayına kadar koca bir sezon çalıştım. Sezonda bir sürü şey yaşandı ama tek tek yazasım yok uzun hikaye :) Genel anlamda güzel bir sezon geçirdim. 
          Kasım ayında İzmir’e geri döndüm. Önümde bir aylık tatilim ve ailemle berbaber geçireceğim son bayram bulunuyordu. Ailemle son bayramı geçirdim. Bayram sonunda İstanbul’a kuzenimin yanına gittim. Bir haftalık istanbul tatilimi Fenerbahçe maçıyla süsledim. Fenerbahçe’nin Buca ile oynadığı lig maçında ben de sahdaydım. Fenerbahçe’nin 3000. golünü çıplak gözle görmüş oldum. İstanbul tatilim sırasında iki kere İzmit’e geçerek arkadaşlarımla buluştum. Kocaeli gerçekten değişmiş. 
       Aralık ayından Şubat ayına kadar eğitim için Antalya’ya döndüm. Antalya Kemer’de eğitimimi tamamladım ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın vermiş olduğu Aşçılık Sertifikasını almaya hak kazandım. Sonuçta 2010 yılı hayatımı değiştiren köklü kararları aldığım bir yıl oldu.
           Sezonda kazandığım paraları da borçlarımı ödemek için kullandığımı düşünürsek maddi bakımdan da iyi bir yıl geçirdiğimi söyleyebilirim. Yıl içerisinde Acer Timeline Laptop , Windows 7 home Premium , Htc Touch2 gibi elektronik eşyalara harcadığım paralar dikkat çekiyor. Normal olarak :) ) Yani teknolojiye harcadığım miktarlarda değişen birşey yok :) )
          Geyik Muhabbetini biraz olsun toparlamak gerekirse, 2010 yılı Antalya’da geçirdiğim bir yıl olarak görünüyor. Alanya’dan Kemer’e kadar Antalya’nın çoğu yerini dolaştığım bir yıl. Doğru düzgün buraya yazamamamın da sebeplerinden biri Antalya. Sezon içerisinde o kadar yoğun çalışıyoruz ki kafamızı kaldırıp birşeyler karalayamıyoruz. Sonuçta bir yılı daha geride bıraktık ve önümüze bakıyoruz. Bu sene bize neler gösterecek hep beraber göreceğiz….

Chicken Evolution

9 Ara

>

Chicken Ovolution T-shirt
Antalya’da çalışırken sezon içerisinde bir müşterinin üzerinde çok güzel bir T-shirt görmüştüm. Üzerinde Chicken Evulotion yazıyordu. En azından benim aklımda öyle kalmıştı. Odaya gittiğimde not aldım. İnternetten bu resmi bulur, bende bir T-shirt’e bastırırım diyordum ama unuttum. Ta ki geçen gün telefonuma aldığım notları karıştırana dek. T-shirt’ü internette araştırdım. Bulmak benim için zor olmadı. T-shirt sağ tarafta duruyor. Genellikle Evulotion geyikleri , yani evrim geyikleri maymundan insana doğru gelişim gösteren bir tablo gibi. Tavuğun evrimi gayet esprili bir dille anlatılmış. Kısacası tuttum bunu. Böyle bir T-shirt bastırmayacak mıyım? Tabi ki bastıracağım ama biraz araştırma yaptıktan sonra birkaç şey daha buldum. Onları da kısaca göstereyim…
Öncelikle bu resmin telif hakkı Kukuxumusu isimli şirkete ait. Adamların internet sitesi de bu. Bu t-shirt’ü gördükten sonra daha yaratıcı şeyler beklerdim kendilerinden ama geri kalan ürünler tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Aralarında elle tutulabilir birkaç ürün var gerçi. Öncelikle T-shirt’ün bir de bilgisayar çantası versiyonunu buldum. Linki burada … 

Diğer Kukuxumusu çalışmaları :

Bu da farklı bir Evrim olayı :) ))) 

Bu da beğendiğim T-shirt’ün kullanılabilir hali :

Kukuxumusu’dan 2 tane duvar kağıdı :

Şu resmi de göstermeden edemeyeğim. Bir okul bahçesinin duvarı :

Sonuç olarak;
Kukuxumusu’nun internet sayfası : http://www.kukuxumusu.com/index.php/en/
Resimleri T-shirt haline getirebileceğiniz beş yer:

Farklı Laptop Çantaları görmek isterseniz : http://www.etsy.com

En Nefret Ettiğiniz Üç Şey (Mim)

18 Eyl
M.Ö. 1500 yıllarında Eser’in bana gönderdiği Mim’e daha yeni cevap verebiliyorum. Daha yeni birşeyler yazabiliyorum diyelim. Eser demiş ki en nefret ettiğin üç şeyden bahset bana demiş. Abi bu nasıl bir konudur tüm kin ve nefretimi kusayım mı ? Bunu mu istiyorsunuz :)
O zaman başlayalım. Hayatta en çok nefret ettiğim şey yanımda para muhabbeti yapılmasıdır. Eğer ben birşey için para harcamışsam ve o şeyi ihtiyacım olarak görüyorsam buna karışmayın kardeşim. Demek ki lazımmış o şeyi almam gerekiyormuş. Geniş anlamda yanımda para muhabbetinin yapılmasına ayar olurum. Hatta o kadar sinir oluyorum ki onun için bu muhabbeti burada kesiyorum. O kadar yani :)
İkinci olay ise yalaka ve samimiyetsiz insanlar. İş yerinde birbirine yalakalık yapan , birbirini yağlayan insanlara da çok sinir oluyorum. Hemen hemen bütün iş yerlerinde aynı durum geçerli ve birine yağ çekmezsen ve yalakalık yapmazsan biryerlere gelemiyorsun malesef. Böyle iğrenç bir durum da var. Bu insanlar bana çok samimiyetsiz geliyor. O yüzden yazının başında yalaka ve samimiyetsiz dedim.

Son olarak da izin sonrası dönüşlere ayar oluyorum. İzin dediğin şey çok çabuk geçiyor kardeşim. Bütün hafta köpek gibi çalışırsın, izine 5 gün kaldı , 3 gün kaldı diye gün sayarsın. O saydığın günler geçmek bilmez. Hatta son çalıştığın gün saatler geçmek bilmez. Ama izin günü göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Niye kardeşim :) Niye bu kadar çabuk geçiyor bu izinler :) Sonra izin sonrası döndüğünde yeni izin günüme daha bir hafta var dersin. İşte en sinir olduğum içinci şey de bu.

Dediğim gibi M.Ö mimlendiğim konuya daha yeni cevap verebiliyorum. Çok karmaşık bir dönemden geçtim. Çok yorucu ve kendimi yeniden tanıdığım bir dönemdi. Ama o dönem sona erdi. Artık yeni bir sayfa açtım ve hayatıma geri dönüyorum. En kısa sürede görüşmek üzere …..

Bugünü Yaz Bir Köşeye…..

10 Tem
Hani çok güzel bir gün geçirirsiniz de herkese anlatmak istersiniz ya. İşte bugün benim için öyle bir gün. Bugünü yazmak geldi içimden. Sabah saat 11 gibi uyandım. Çünkü bugün benim tatil günümdü. Rahat rahat geçirdiğim , hiçbir endişemin olmadığı haftanın tek günü. Haftada 1 gün tatil yapmaktan daha kötü birşey yok. Buna emin olun. Bir hafta boyunca o günü bekleyip o günün de jet hızıyla geçmesi çok kötü bir durum. Daha kötüsü ise sıradaki tatil gününe daha 1 hafta olması :)

Neyse konuyu pek dağıtmayalım. Bilgisayarın başında biraz zaman geçirdim. Uzun süredir izlemek istediğim Prince of Persia’nın filmini kamera çekimi de olsa izledim. Gayet güzel bir film. Oyunun fanatiklerine şiddetle öneriyorum. Daha sonra arkadaşımla beraber denize gittik. Deniz dalgalı olsa da gayet eğlenceliydi. Hele denizden çıkıp İtalyan ve Alman karması misafirlerimizle Beach Volley oynamak çok zevkliydi. Yurtdışına gitme isteğim iki kat daha arttı voleybol oynarken. Değişik ülkelerden insanlarla tanılıp onlarla zaman geçirmek gerçekten çok güzel bir duygu. İki set üzerinden oynadığımız maç gayet zevkliydi. Daha sonra odaya geldiğimde internete gireyim dedim. İyiki de girmişim. Eski işyerimde Diasada çalışan arkadaşlarımın hemen hemen hepsi terfi almış. Hepsine teker teker çok sevindim. Hepsine Facebook’tan mesaj gönderdim :) ) Umarım çok daha iyi yerlere gelirler. Herşey gönüllerince olsun…..

Aklıma Bir Şey Geldi….

1 Tem
Aklıma bir şey geldi geçen gün yazmak istedim ama yazamadım. Niye mi çünkü sevgili Google amca ile Devletimiz arasında herkesin bildiği bir şavaş var. Abartmıyorum bu resmen bir savaş. Google’ın bir çok servisine erişim uzun zaman yoktu. Google devlete rest çekti. Devlet Google’a rest çekti ve sonuçta olan bize oldu. Hobi olarak yazdığım bu bloğa yazı yazmaktan soğuttular. Hangi taraf haklı diye soracak olursanız ben bir çok kişinin aksine hükümetin tavrını doğru buluyorum. Youtube içerisinde Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına aykırı birşey varsa kapatılacaktır elbette. Aslında bu konuda ortadayım. Her iki tarafı da tutmuyorum. Youtube ayağı altında yatan başka bir olay var. Google amcamızın Türkiye’den yüklüce bir para kazanmasına rağmen vergi vermiyor olması. Yasanın boşluklarını değerlendirmeye çalışması. Akıllı olup , yapması gerektiği gibi vergi verseydi eğer şu anda bunları yaşamıyor olurduk. Kendisi de üzülmezdi , biz de üzülmezdik. Google aracılığıyla aldığım alan adıma tıklıyorum , sayfa açılmıyor. İşte çoğu blogger kullanıcısının şikayet ettiği , kendi alan adımla kullandığım Blogger sayfam açılmıyor dediği sorunun asıl nedeni bu. Google’ın vergi vermemesi. Beni blog yazmaktan soğutması.

Çoğu insan benim Google’ı ve verdiği hizmetleri ne kadar çok sevdiğimi bilir. Senelerdir düzenli bir biçimde Blogger , Picasa , Analytics , Takvim , Youtube ve tabiki Gmail servislerini kullanıyorum. Rakip servislerindense Google’ın servislerini kullanmayı tercih ederim. Sadece bu servisleri değil Firefox’un yanına ikinci tarayıcı olarak Google Chrome’u kullanıyorum. Android platformunun yüklü olduğu telefonlar da iştahımı kabartmıyor değil. Bunları neden anlatıyorum ? Ne kadar fanatik bir Google kullanıcı olduğumu göstermek için. Ama bütün bunlara rağmen son çıkan olaylar yüzünden alternatif servislere kaymayı düşünüyorum. Blogger’ı bırakıp WordPress’e geçmeyi çok düşündüm. Ama Blogger’dan yoluma devam edeceğim. Son 5 senedir yaptığım gibi. Eve geri döndüm ve tekrar başka bir yere gitmeye niyetim yok. Umarım Google amca da bu sevgimin karşılığını verir ve en azından alan adı sorununa bir çözüm bulur…..

Garip bir Doğumgünü ……

18 May
Bugün 18 mayıs salı. Doğumgünümün üzerinden henüz 1:30 saat geçti. Hayatımın en garip ve en karmaşık doğumgünümü geçirdim diyebilirim. İlk defa ailemden biri yanımda değilken bir doğumgünü geçiriyorum. Bu en basit olanı. En alışılabilir olanı belkide. İlk defa doğumgünümde eşek gibi çalıştım. Çevremdeki insanların birçoğu doğumgünüm olduğunu bilmiyordu , umurlarında da değildi. 16 Mayıs günü sağolsun Fenerbahçe şampiyonluğu da kaybedince bana hayatımın en güzel doğumgünü hediyelerinden birini vermiş oldu. Buradaki ortama tam alışamamışken , hayatımdaki herşey ters gidiyor diye düşünürken doğum günüm geldi çattı. Bugün doğumgünüm bu günün diğer günlerden bir farkı olmalı ama hiç bir farkı yok.  En azından sabah kalktığımda bana öyle geliyordu. Sabah maillerime baktım. Firmalardan klasik kutlama mesajları gelmiş. Cinecity sağolsun her sene olduğu gibi bu sene de bedava sinema bileti göndermiş ama malesef sinemaya gitmem mümkün değil. Geçtiğimiz senelerdeki doğum günü partilerim aklıma geldi. Biraz hüzünlendim açıkçası. Maillerime bakarken ablam doğum günümü kutlamak için aradı. Sesini duymak iyi geldi. Telefonla konuştuğumuz süre zarfında yanımda gibiydi. Ama sadece o süre zarfında. İnterneti açtım Facebook’a girdim. Arkadaşlarım doğum günümü kutlamaya başlamışlar. Kapattım bilgisayarı işe gittim. 11 saat boyunca doğum günümden habersiz , haberi olunca da laf olsun diye kutlayan insanlarla beraberdim. Akşam odaya geri dönünce arkadaşlarım bana küçük bir parti hazırlamışlar. Bu günün en güzel jestiydi. İnternetten doğum günü mesajlarıma cevap yazdım. Birden düşündüm 24 yaşıma girmişim. Ben ne zaman 24 oldum. Bunca zaman nasıl geçmiş anlamak mümkün değil. Hayat geçerkten de su gibi açıp geçiyor. Son söyleyeceğim şey “Doğum günüm kutlu olsun”  :) ))……

Be Nobilised !

28 Nis
Uzun ara verip , blog yazmak hiç hoşuma gitmiyor ama malesef vakit darlığından dolayı pek yazı yazmaya fırsatım olmuyor. Çok yorgun olduğum için hiç blogla uğraşmak istemiyorum açıkçası. Ama yine rahat duramayıp birkaç ayar yapıp yine blogla uğraşarak vakit geçiriyorum. Nerdeyim ? Ne yapıyorum ? sorularının yanıtlarına gelince…
Robinson Club Nobilis’de (Belek / Antalya) aşçılık yapıyorum. Sabah 11 de işe gidip akşam saat 11 gibi geri geliyorum. 12 saat ağır bir tempoda , hiç alışık olmadığım bir tempoda çalışıyorum. Yaklaşık 13 gündür buradayım. Hergün birbirinin kopyası gibi. Sabah kalkıp traş olup işe gidiyorum. 12 saat çalışıyorum. Akşam odama gelip 2 – 3 saat bilgisayar başında oturup yatıyorum. Her günüm bu tempoda geçiyor. Millet tatil yaparken ben çalışıyorum. Garip bir duygu ama artık alıştım. 

Aşçılık yapmak , mutfakla uğraşmak zor olduğu kadar zevkli de. İnsanın gelişimini kendi gözleriyle görmesi çok güzel birşey. Birşeyler yapıp ürettikçe daha da zevkli hale gelen bir iş. Yaptığım şeyleri gün gün Google belgelerime not alıyorum. Bu yazıyı neden yazdım. Dünyadan ve blog yazmaktan kopmadığımı göstermek için. En kısa sürede görüşmek üzere. Ben buralarda olacağım…..

Antalyaya Uçarken

15 Nis
Malesef 10 günlük tatilim bitti ve çalışmak için Antalya’ya geri dönüyorum. 10 günlük tatil o kadar çabuk geçti ki ne tatil mi ? Ne zaman , nerede ? diyesim geliyor. Tatil işte o kadar çabuk geçti. Geri dönme vakti yaklaşınca da otobüs bileti alma telaşı başladı. Antalya’ya hiç otobüsle gitmediğim için bir kere de otobüsle gideyim dedim. Otobüs biletlerine baktım 35 tl. Daha sonra uçakla kaça gidebilirim diye baktım uçakla 50 liraya bilet buldum. Yine o kadar yolu çekesim gelmedi internetten hemen uçak biletini ayarladım.
Havaalanına gittim. Baktım uçağın kalkmasına daha 2 saat var. Açtım bilgisayarı internete girdim. Bu arada ilginç birşey keşfettim. Bir kere havaalanlarında , en azından Adnan Menderes’de şifresiz ağ yok. Millete bakıp özeniyordum adamlara bak ne güzel internete giriyor diye ama adamlar şifreyle bağlanıyorlarmış. Kendilerini tebrik ediyorum.  Neyse konuya dönelim. Check in yaptırdıktan sonra beklediğimiz ilk bekleme salonunda internete girmek ücretsiz. TTnet Wifi ile internete girebiliyorsun. İnternete girebilmek için TTnet abonesi olmana gerek yok. Kullanıcı adı ve şifre alıp bağlanabiliyorsun. Kayıt penceresini adam akıllı doldurmak gerekiyor. Çünkü adamlar cep telefonuna şifreyi ve kullanıcı adını yolluyorlar. Eğer TTnet abonesiysen bu kadar acı çekmene gerek kalmıyor. Direk kullanıcı adını ve şifreni yazıp girebiliyorsun. Ben önce yeni abone olup şifre istedim ama o şifrenin gelmesi biraz uzun sürdü. Bende bunun üzerine ablamların kullanıcı adını ve şifresini yazıp bağlandım :)
İşin enteresan kısmı bu değil. İşin enteresan kısmı ikinci güvenlikten geçtikten sonra başlıyor. İkinci güvenlikten geçip uçağa binmek için beklediğin salonda internete girmek ücretli. Çok enteresan değil mi ? TTnet iki adım öncesini ücretsiz yaparken , iki adım sonrasını ücretli yapmış. Enteresan bir olay. Eee peki ne oluyor bu durumda. Her ay size hediye edilen dakikaları kullanıyorsunuz. TTnet her ay 100 dakika hediye ediyor. Sizde o dakikaları kullanıyorsunuz. Durum böyle olunca nedense interneti kullanasım gelmedi.
Daha uçağın kalkmasına neredeyse 1 saat var. Ne yapacağım bir saat boyunca boş boş oturacak mıyım ? Tabiki hayır. Açtım NFS Most Wanted’ı . Başladım oynamaya. Çok değil , bir 10 dakika sonra arkamda birşey hissettim. Sanki birisi beni izliyordu. 6 Yaşında bir çocuk elinde oyuncak metal arabasıyla beni izliyor. Yanıma geldi. “Seni izleyebilirmiyim?” diye sordu. Bende “Tabi izleyebilirsin abicim.” dedim. “Oynamak ister misin?” diye sordum. “Hayır” dedi. Ben bir – iki oyun oynadıktan sonra “Oynayabilir miyim?” dedi ve oynamaya başladı. Çok komik bir görüntüydü. Kucağımda laptop, yanımda ayakta duruyor ve oyun oynuyordu. Bir yandan da annesinin abiyi rahat bırak şeklinde söylediklerini duyuyordum. Sağ arkadan bir ağlayış sesi duydum. Bir tane çocuk ağlayıp annesine “Hadi anne sor ya, bende oynamak istiyorum.” Diye ağlamaya başladı. Dedim tamam Serdar şimdi ayvayı yedik. Baktım çocuk susmayacak. Hadi dedim o da hevesini alsın. Gel dedim hadi sende bir el oyna. Yeni gelen çocuk fa 6 yaşlarında birşey. Oynamaya başladı , baktım baya bir iyi oynuyor. o yaşta bir çocuğun öyle oynaması garip geldi. Birde annesine öyle bir ağladı ki gören de hiç bilgisayar oynamamış zannedecek. Meğer velet bir akrabasında bu oyunu oynuyormuş. “Abi bir el daha oynayayım mı” diye sormaya başladılar. İki oyun daha oynattım. “Abi bir el daha” diyorlar. Laynnn dedim içimden sizinle mi uğraşıcam. Dışımdan da söylerdim de yanımda anneleri vardı ayıp olacaktı :) “Abicim şimdi uçağımız gelecek.” dedim bilgisayarı kapatıp kaldırdım.
İlk oynayabilir miyim? diyen çocuk zırt pırt gelip hani uçak gelmedi demeye başladı. Uçakta rötar yapınca iyice yalancı durumuna düştük. En sonunda uçak yanaştı. Bak dedim. Bu bizim uçağımız. Bir havaya zıplayışı vardı maksimum kart reklamlarındaki gibi. Yuppiii uçak geldi diye bağırıp tur atmaya başladı. Çok fazla uçak yolculuğu yapmadım ama bugüne kadar yaptığım en garip uçak yolculuğuydu.
Sonuç : Eğer dikkat çekmek istiyorsan aç Laptopını araba yarışı oyna. Rahatsız edilmek istemiyorsan kulaklığını tak ve paşa paşa uçağının gelmesini bekle :)

İlk haftanın ardından…

22 Şub
Geçen hafta pazartesi otele yerleştik ve bugün tam bir hafta oldu. Şu ana kadar herşey yolunda gidiyor. İşin en sıkıcı kısmı yeni bir ortama ayak uydurmaya çalışmak. Alışana kadar insan zorluk çekiyor. Yeni birçok insanla, hiç alışık olmadığım bir düzende geleceğim için mücadele veriyorum. Her ne kadar insanlarla çok çabuk kaynaşmamaya çalışsam da , birçok insanla şimdiden kaynaştım. Çok çabuk kaynaşmak istemememin nedeni işin suyu çıkmasın diye..
Çok çeşitli insanlar var burada. Türkiye’nin her yerinden ve Almanya’dan gelmişler. Almanya’dan gelen gruptaki elemanlardan Almanca öğreniyoruz yavaş yavaş. Bulunduğumuz otel Almanların oteli ve burada Almanca şart. Umarım kısa bir süre içerisinde temel birkaç birşey öğrenirim.
İlk hafta boyunca pek de birşey yaptığımız söylenemez. Dersler daha yeni yeni başladı. Pazatesi otele giriş yaptık , salı günü evrak tamamlamayla geçti , çarşamba günü kısa bir toplantı yaptık , perşembe ve cuma günü ise tanışmayla geçti. Tanışmayı drsten sayarsak perşembe günü dersler başladı. Cumartesi günü sabahtan ders yaptık ve pazar günü de tatildi. Kısacası ilk hafta içerisinde çok da birşey yaptığımız söylenemez. İlk hafta tamamen teorik dersler gördük. Liseyi tekrar okuyormuş gibi hissettim.


Bugün pazartesi. Tam olarak derslere başladığımızı söylebilirim. Sabahtan teorik mutfak dersine girdik. Öğleden sonraysa ıspanakların nasıl temizleneceğini ve yemeğe hazırlanacağını öğrendik. Yarın ıspanakları kaynatıp , şoklayacağız. Yaza hazırlık olsun diye…

Biraz da ortamdan bahsedeyim. Sanki burada tatilde gibiyiz. Veya kamp yapıyor gibi. Yeni yeni kaynaşmaya başladığımız için günün çoğu kısmı sıkıcı oluyor. Ama kaynaştıkça sıkıcı olan zamanlar giderek azalıyor. Çok güzel bir ortam var. Başta Robinson’un çok enteresan kuralları var. Kurallarının çoğunda saygı çerçevesinde sıcak bir ortam kurmayı amaçlamışlar. Katı alman disiplini derler ya , yavaş yavaş hissetmeyte başladık. Sabah saat 8 ile 8.45 arası sabah kalvaltısı var. 12 ile 1 arası öğle yemeği , 5 ile 6 arasında ise akşam yemeği var. Bu saatlerin dışında yemek yiyemiyoruz. Yemek yediğimiz yerin adı “Tam Tam”. Tam Tam’ın üst katında teorik dersleri gördüğümüz “Süleyman” isimli sınıf var. Dersler başladığından beri günümüzün çoğu buralarda geçiyor.  Genel olarak burası şehir merkezinden daha sıcak. Şubatta denize girmek mümkün. Hatta bende resim çekileceğim diye denize girmiş kadar oldum. Akşam üstü bazen koşu ayakkabılarımı ve mp3 çalarımı alıp koşu yapıyorum. Yaklaşık 75 kişiyiz. Bu 75 kişi grup içerisinde ortalama 10 tane kız var. Bu kadar çok erkeğin olduğu bir ortamda futbol olmazsa olmaz gibi gözüklüyor. Halı saha ayakkabılarımı evde unuttuğum için ilk gün yalınayak maç yaptım. Ayaklarımın hali içler acısıydı. Allahtan annem evden ayakkabılarımı kargoladı da bu büyük dertten kurtuldum.

İnternetin olmaması büyük bir eksiklik. Ama yine de bir şekilde idare ediyoruz. Şimdilik benden bu kadar. Şu anda Robinson Club Çamyuva’dayım. Yani Kemer – Çamyuva. İşte bulunduğum otelin Türkçe internet adresi. Daha çok bilgiyi buradan öğrenebilirsiniz…

Robinson Club – Çamyuva : www.robinson.com.tr/clubcamyuva.asp

Son olarak. Robinsonun ambleminde papağan resmi var. Dikkatli bakınca belli oluyor. Robinson yazısının yanındaki yuvarlak papağanın gözü. Böyle bir kopya vereyim…

Bulutlarin Uzerinde….

9 Şub
Dun aksam saat 7.30 ucagiyla Izmir`den Antalya`ya uctum. Hayatimda 3. kez ucaga bindim. Daha once Agustos ayinin sonlarina dogru bindigim icin , hava gayet guzeldi. Gunluk guneslik bir havada Izmir`den Antalya`ya gidip gelmistim. Ama dun bindigimde hava soguk , soguk olmasini da gectim yagmurluydu. Bu yuzden ucaga bindigimde icimde bir tedirginlik vardi. Ama korktugum basima gelmedi. Aksine eglenceli bir hal almaya basladi. Hayatimda ilk defa simsekler uzerimde degil , altimda cakiyordu. Gokyuzune bakip da gordugum siyah renkli yagmur bulutlari uzerimde degil , altimdaydi. Hani bir deyim vardir ya ‘Mutluluktan bulutlarin uzerine cikmak` diye , ben mecazi anlamda degil gercek anlamda bunu yasadim. Gercekten guzel bir yolculuk oldu. Gokyuzunden Izmir ve Antalya`nin fotograflarini cekmeyi cok isterdim ama tam kalkis ve inis zamanina denk geldigi icin elektronik aletlerin kullanilmasi yasak. 

Bugun Antalya`daki ilk gunum. Evde tek basimayim. Disarida guzel bir hava var. Bunu iyi degerlendirmem gerekiyor. Disari cikip , sagda solda kaybolup birkac fotograf cekeyim bari. Internet baglantimi da yakinda kaybedecegim. Bu yuzden hazir firsatim varken birkac birsey karalayim bari….

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.